Nedir insanı şikayet ettiren?
Oysaki yere, göğe sorulmuştu...
“Beni... Beni sına!” diyen kendisi
değil miydi?
Cennette bile rahat edemeyen insan...
Nasıl rahat edecekti ki bu dünyada?
Hiçbir yer...
Hiçbir şey...
Hiçbiri...
Ona göre tatmin edici değildi...
“Bunlar benim olmalıydı...
Ama ben şunu da istiyorum!
Onunki daha güzel, neden benimki öyle
değil?
Neden en çok beni sevmiyor...
Neden bütün uyuz insanlar beni buluyor...
Bu adam bana göre değil ki...
Bu çocuk çok yaramaz...
Bu ev çok küçük...
Bu araba da çok eski...
Doğru dürüst bir elbisem yok ki...
Maaşıma da zam yapmadılar...
Erkenden kalk, işe git…”
Şikayet, şikayet...
Bitmek bilmeyen şikayet...
Problemler olmasaydı, başka nasıl gelişirdi
ki insan?
Şikayetler, çözümlerin üstünü örter...
Gerçeğini gizler problemlerin...
O problemler büyür, dağ gibi olur...
Ve insan o dağı aşamaz hale gelir...
Zeynep’in hep hayaliydi kendine ait
muayenehane açmak. Kısa süre de bu hayali gerçek olmuştu. Yıllar geçtikçe işler
giderek yoğunlaştı. Zaman zaman bu yoğunluk Zeynep’i yormaya başladı. Öyle ki
gece geç saatlerde ancak eve gidiyordu. Hastaların biri gidip, biri geliyordu,
bütün gün oradan oraya koşturuyordu. İşlere yetişemediğini düşünüyor insanlara,
trafiğe, havaya söylenip duruyordu. Şikayetleri zamanla daha da arttı. “Off her
şeyi de ben mi yapacağım? Ahh! Bir de kıymetim bilinse...”
Bu yoğunluktan Zeynep artık kendisini
gergin hissediyordu. Bu his daha da artmaya başladı. Konuşmalarında sadece
şikayet ettiğinin farkına bile varmıyordu.
Şikayet ettikçe gerçekleri de göremez olmuştu. Sürekli oflayıp pofladığı
için, ilişkileri de eskisi gibi değildi. Eşi artık eskisi gibi onu dinlemek
istemiyordu. Yakın arkadaşı Oya telefonunu açmaz olmuştu son zamanlarda. Annesi
bile “kızım bu kadar söylenme, bak herkesi bıktırırsın” diyordu.
Nasıl bu hale gelmişti hayat?
Oysa muayenehanesini açarken ne kadar
da hevesli ve mutluydu...
Ya eşine nikah masasında “Evet!”
derken…
Hele kızlarını kucağına aldığı an...
Aslında hayalleri bir bir gerçek
olmuştu. Ancak şimdi muayenehanenin artan kirası, artan masrafları, iyi bir
yardımcı bulamaması, bazı hastaların anlayışsızlıkları, eşinin öfkeli çıkışları.
Daha mutlu olsun diye aldıklarıyla kızının daha da şımarması. Evde yardımcıları
olmasına rağmen bir türlü yetişmeyen işler. Kızının derslere ilgisizliği, yemek
seçmesi, arkadaşlarıyla sorunları....
Derken, o hayaller şimdi sorunun
kaynağına dönüşmüştü. Zeynep nasıl bu kadar işin içinden çıkacağını
düşünürken... Çocukluk arkadaşı Yasemin’in mesajı ile irkildi; bir seminere
davet ediyordu. “Hayatta soru varsa cevap, sorun varsa çözüm de mutlaka vardır”
diyordu mesajda. Yasemin daha önce de söz etmişti bu seminerden aslında ama bir
türlü vakit bulup gidememişti Zeynep. Saatine baktı ve karar verdi. “Bu sefer
gideceğim. Kim bilir belki işime yarayacak bir şeyler duyarım.”
İçeri girdiğinde konuşmacı “Bu hayatta bize verilen her imkan aynı
zamanda bir imtihandır” diyordu. “Ulaştığımızda sevindiğimiz her hedefimiz,
yeni bir soru ile gelir. Ve yeni problemler, yeni çözümler gerektirir. Bu dünyanın
düzeni böyle olduğu için, ömür boyu böyle sürüp gider”.
Zeynep kalakalmıştı bu
duyduklarına... Sanki günlerdir kafasını kurcalayan sorulara cevap gelmişti.
“Her imkan, bir imtihan. Her imkan...” diye tekrarladı içinden. İşte olan buydu...
“Ve burada odaklanmamız gereken, hayatın
bize sorduğu sorulara doğru tepkiyi verebilmektir. Yapabileceklerine odaklanmak
yerine şikayet etmek ise çıkmaz sokaktır. Her şikayet insanın çözüm için
ihtiyacı olan gücü, biraz daha azaltır” diye devam etti konuşmacı... Zeynep
sanki yıllardır kendi kendine sorduğu soruların cevaplarını bulmuş gibiydi… Hem
onca sene çözmek yerine şikayet ettiğine üzülüyor, hem de problemlerin insanı
yıkmak için değil güçlendirmek için geldiğini duymanın ümidini yaşıyordu...
Onu anlamayan hastalarını, evde onu
bekleyen işlerini, eşinin tavırlarını, kızının nazlarını... Hepsini yoluna
koymanın, problemlerini çözme yöntemlerini öğrenmek için bir adım attı Zeynep...
İnsanlar da karşılaştıkları her olaya
bir tepki verirler...
Doğru yada yanlış...
Ve bir seçim yaparlar...
Doğru yada yanlış...
Şimdi seçim sırası sende...
Yaşadığın problemlerde, şikayet eden
tarafta mı olacaksın,yoksa çözmek için çabalayan mı?
===
Deneyimsel Tasarım Öğretisi geçmiş deneyimlerle yarını şekillendiren bir gerçeklik ilmidir. Bireylerin problemlerini çözmeleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları yöntemleri öğretir.
“Kim Kimdir”, “İlişkide Ustalık”, “Başarı Psikolojisi” programlarıyla mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara stratejiler sunar.
===
“Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?
Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”
Yorumlar
Şikayet edein şikayet edeceği şey artar .
Şükür edenin şükredeceği şey artar.