EVDEKİ ÇİÇEK

 

“Gülsüm sakin ol, daha önce de denedin. Bu şekilde problemi çözebildin mi?”

Gülsüm balkona çıkmış, kapıyı da arkasından sımsıkı kapatmıştı. Derin derin nefes alıyor, sakinleşmeye çalışıyordu. Havayı burnundan alıp ağzından vermeye dikkat ediyordu. Tabii ki bir de yüzeysel olmamalıydı nefes. Göğsünü, karnını şişiriyor öyle veriyordu. Ama bunların hiçbiri işe yaramıyordu.

Kendini plastik balkon sandalyesine oturmuş, hüngür hüngür ağlarken buldu. Başarısız olmuştu, anne olmayı becerememişti.

“Bizim çocukken yoktu, onların olsun.”

“Biz sıkıntı çektik onlar çekmesin.”

“Ne yaptıkları önemli değil, mutlu olsun yeter.” 

“Tüm bu cümlelerle kendimizi kandırdık, çocuk da elimizden kayıp gidiyor...” diye düşündü.


Gerçekten de Berk’in hiçbir şeyi eksik değildi. Arkadaşlarına özenmesin diye istemesine fırsat vermeden başkalarında ne varsa ona da alındı. Doğum gününde, bayramlarda, yetmedi çocuk bayramında… Yok o da yetmez, yıl sonunda karne hediyesi olarak ‘’Çocuğu mutlu etme görevi” ile yanıp tutuştu Gülsüm ve eşi. 

Onlar iş yerlerinde günlerce Berk’in hoşlanabileceği oyuncağı araştırırken, hediyeyi ona verdiklerinde yaşayacağı mutluluğu hayal ederken sonuç hiç de öyle olmadı. “Ben bundan istememiştim ki, diğer rengi yok muydu?” gibi hoşnutsuz cümleler Gülsüm’ün yüzündeki tebessümün kaybolmasına neden olmuştu.  

Konu artık oyuncaklarla da kısıtlı değildi tabii ki… Masraflar büyümüş, artık oyun konsolları, telefon, akülü araba, yetmiyordu… “Evde bir canlı olması herkese iyi gelecek” deyip kucaklarındaki yavru kedi ile Berk’i yine yeniden mutlu etmek için okul çıkışı heyecanla beklemişlerdi. 

“Evet, bu kez başardık” derken kediyi de bir ay sonra görmez olmuştu. Sonuç olarak ellerinde şu an on iki yaşında asık suratlı, mutsuz bir çocuk vardı. 

Canı acıya acıya içeride oturan çocuğuna baktı. Elinde bu kadar eğlendiriciye rağmen hiçbiri temas etmemişti. Alınan bisiklet ile arkadaşlarıyla mahallede dolaşmak aklının ucundan bile geçmedi. Tabletini merak ettiği bir konuyu araştırmak için hiç kullanmamıştı. Telefonu mu? Uzakta yaşayan dedesini arayıp gönlünü almak aklına bile gelmemişti. 

Sahip oldukları ne kendisini geliştirmesine ne de başkalarıyla olan ilişkisini geliştirmeye hizmet etmişti. Neden oğlunun bir ilgi alanı, çabaladığı bir hedefi yoktu? Neden bu kadar ilgisizdi hayata karşı? Neden hareket edemiyordu?

Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki: “İmkânları artması insanı bir yere kadar mutlu eder. Faydaya yönelik kullanılmadığında da marifetsiz kılar.” 

Yani bir şeyi geliştirmek, iyileştirmek bizim elimizdeydi. Peki, ama nasıl? Nasıl oğlunun düşünmesini, bir şeylere kafa yormasını sağlayabilirdi? Nasıl harekete geçirebilirdi? 

Yaz olsun kış olsun Gülsüm için fark etmezdi, balkonda oturmayı çok seviyordu. Bu yüzden de bu eve taşındıklarında ilk yaptığı şey balkona çiçeklerini taşımak olmuştu. Begonvilli bir duvarı sarmış, kasımpatıları bir an önce çiçek vermek için hazırda bekliyordu. Tam bir renk cümbüşüydü Gülsüm’ün balkonu. O yüzden eve gelen misafirler de “Buyurun salona geçelim” denildiğinde “Eğer müsaitse balkonda oturalım” deyip ellerindeki kahveyle hemen çiçeklerin arasına atıyorlardı kendilerini. 

Çiçeklerin en ufak renk değişimlerini yakından izliyor, gerektiğinde saksılarını değiştiriyordu. 

Evet! Evet! Gerektiğinde saksılarını değiştiriyordu, gerektiğinde alanlarını genişletiyordu. Yani büyüdüklerinde, artık bulundukları yere sığmadıklarında yeni saksı alınıyordu. 

Çiçeklere merak sardığı dönemde çiçekçi ona öneride bulunmuştu: “Eğer çiçeğinin uzamasını istiyorsan saksısını dar tut” demişti. Aksi taktirde çiçek enerjisini yatay gelişmek için harcayacaktı, dikey gelişmek için değil. 

Çocuğundan derinlik bekliyordu, büyümesini istiyordu. Oysa onu destekledikleri konu tam tersiydi. Devamlı saksısını büyütmüşler ona olanaklar sağlamışlardı. “Ben artık buraya sığmıyorum” çağrısı gelmemişti ki...

Bir insanın harekete geçmesini sağlayan şey, o konuda bir ihtiyaç hissetmesi ile olur.

Berk de “yatay” gelişmişti. Ne onu sağlam ayakta tutabilecek kökler derinlere inebilmişti ne de başını yükseğe, güneşe doğru uzatabilmişti. 

O zaman bu çocuk nasıl gelecek olan rüzgâra, kara, soğuğa karşı ayakta durabilecekti? Nasıl ayakları sapasağlam yere basabilecekti? 

Gözyaşlarının arkasından gülümseyebildi Gülsüm. Hayat ne tuhaftı, asla ümitsizliğe izin vermiyordu. Balkon kapısını açtı ve evdeki çiçeğine doğru adım attı… 

=== 

Deneyimsel Tasarım Öğretisi geçmiş deneyimlerle yarını şekillendiren bir gerçeklik ilmidir. Bireylerin problemlerini çözmeleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları yöntemleri öğretir.

Kim Kimdir”, “İlişkide Ustalık”, “Başarı Psikolojisi” programlarıyla mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara stratejiler sunar.

 ===

 “Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?

 Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”

 Yahya Hamurcu




Yorumlar