Bir dağın eteğinde, sabahın ilk ışıklarıyla başlamıştı yolculuk. İlkbahar sonundaki doğanın yeşili yeni uyandığı zamanlardı. Sırt çantaları hazırlandı, ayaklara sağlam botlar geçirildi. Herkes istekli, herkes heyecanlıydı. Zirveye varmak bir hedef ama daha çok bir hayal gibiydi. İşte, hikâye burada başlamıştı. Finale kimler ulaşacaktı?
On iki kişilik bir grup, aylar süren hazırlıkların ardından 2.800 metrelik Kara Hisar Zirvesi için sabah saat 05.00’te kamp alanından yola çıktı. Grubun önünde 52 yaşındaki Halil vardı. Adımlarındaki kararlılık gençlere taş çıkartır cinstendi. Arkasında, doğayı ilk kez bu kadar yakından tanıyan Ayşe arkadaşı Nisa vardı. Motive edici sohbetler birlikte hareket eşliğinde ilk adımlar atılmıştı. İki saat kolay geçti; kahkahalar, su molaları, hatıra fotoğrafları, eğleniyorlardı. Ancak zaman ilerledikçe yokuşlar dikleşmeye başladı. Yolda adımlar ağırlaştı, hava şartları zorlaştı. Yokuş iyice dikleşti, nefesler sıklaştı, sessizlik çöktü. Ayakkabılar su aldı, güneş cildin rengini değiştirdi. Kimisi temposunun gerisinde kaldı, kimisi rotayı sorguladı. Sonra yavaş yavaş grup bölünmeye başladı. “Ben buraya kadar geldim, bu da yeter…” dedi birisi. “Bu kadar bile yürüyebileceğimi sanmıyordum!” dedi bir diğeri. Kimileri yola devam etti, kimileri yolda kaldı, kimi “Bir yere kadar…” diyerek geri döndü. Kimi ise yokuşu sevdi, üzerine gitti zorlukların ve ‘’Yola devam…’’ dedi. Yolcular seçimlerine göre rotalarını belirledi. Saat 13.00’te zirveye yalnızca 3 kişi ulaştı; Halil, Ayşe, Nisa.
Ayşe yere çömeldi. Nisa başını göğe kaldırdı. Halil sessizce bir termos çıkardı; fincana doldurduğu kahvesini gökyüzüne doğru kaldırarak fısıldadı,
“Bu, sadece bir dağ değildi; bu, bizim hedefimizdi.”
Ayşe'nin gözyaşları toprağa düşerken, rüzgâr da sessizce onlara eşlik ediyordu. Sanki dağ, sabredenleri tanıyor, onları sessizce selamlıyordu. Yorgundular ama içleri huzurla doluydu. O an zirvenin sadece bir yükseklik olmadığını anladı. Zirve, kararlıların, cesurların, sabredenlerin, düşse de yeniden kalkmayı seçenlerin yeriydi.
Sonra üçü birlikte zirveye baktı. Dağlar, toprağın yeşille buluştuğu çayırlar ve masmavi gökyüzü… Nisa derin bir nefes çekti içine huzuru soludu ciğerlerine. İnsana yapması gerekeni yapmak iyi geliyordu. Zirveye vardığı için mutluydu ancak aklında kalan o süreçte yaşadığı anılar olacaktı.,
Başlayanlar ve bitirenler…
Kimileri zirveye ulaştı. Ulaşmalarını sağlayan neydi; güç mü, sabır mı, netlik mi? Peki, zirveye ulaşınca sınav bitiyor muydu? İnsan sınanır; sadece bedeni ile değil, zihni ile de sınanır. Bazen hedefine ulaşarak, bazen de ulaşamayarak sınanır. Hayat sorar, ‘’Şimdi ne yapacaksın?’’ Mesele, belki de insanın ne kadar hedefine sadık kaldığıdır. Rüzgârla kavga eden değil, rüzgârla yürümeyi öğrenen kazanır.
Herkes bir şeylere başlar ancak çok azı, yüreğinde sabır ve sebatla finale ulaşır. Her final ise başka bir başlangıcın ilk adımıdır. Nasıl bitirirsen öyle başlar yeni sahne…
Zirvede ise çoğu zaman ne bir ödül ne de bir kalabalık vardır. Ama sessizliğin içinden yankılanan bir şey vardır; huzur ve teslimiyet…
Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki: “Her başarı bedel ister.”
Azmedenlere verilen başarının ardında görünmeyen bedeller vardır. İnsanlar sonuçlara bakar önemli olan ise oluşturulan sebeplerdir.
===
Deneyimsel Tasarım Öğretisi geçmiş deneyimlerle yarını şekillendiren bir gerçeklik ilmidir. Bireylerin problemlerini çözmeleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları yöntemleri öğretir.
“Kim Kimdir”, “İlişkide Ustalık”, “Başarı Psikolojisi” programlarıyla mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara stratejiler sunar.
===
“Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?
Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”
Yahya Hamurcu
Yorumlar